22 Nisan 2017 Cumartesi

İşler Yolunda Gitmediğinde

Hepimiz yaşamışızdır. Hayatımız bazen istediğimiz çizgiden çıkar. İçimizdeki o hedeflere ulaşma kararlılığını kaybetmiş, sorumluluklardan saklanmaya çalışan kişilere dönmüşüzdür.

Bu dönemlerde hem işler aksar, hem de yaşamak istediğimiz o hayat değişir birden.

Yapılacak listen hazır kenarda duruyor ama elin gitmiyor.

Ajandanda spor yazıyor, yanında küçük bir kutucuk tik atılmayı bekliyor.

Bunlar normal şeyler, önemli olan uzamaması. Toparlanmak lazım yani. Rutini tekrar yakalamak lazım.

Yılın başında kendine çok güzel hedefler koydun ama 4. ayda bırakmak olmaz. O yüzden bahar yorgunluğu mudur bu isteksizlik nedir çıkarıp atmak lazım.

Kendimi örnek verecek olursam nisan ayının gelmesiyle yoga, spor ve blogu aksatmaya başladım. Halbuki zamanım vardı. Ama yapmadım. Suçumu kabul ediyorum ve toparlanıyorum. Çünkü istediğim, hedeflediğim çizgi bu değil.

Bu yorgunluk üzerimdeyken kendi çapımda alternatifler geliştirmeye çalıştım. Hadi onlara bir bakalım.

Sağlıklı yemek ? Dışarıda?

Bazen gerçekten zamanım olmuyor evde yemek hazırlamak için. Ya da yanımda taşıyamıyorum, yeterince kitabı kaplumbağa gibi sırtımda taşırken çantanın bir köşesine elma, fındık fıstık sığdıramıyorum. 


Geçenlerde böyle bir durum yaşadım ve karnım gerçekten çok aç. Alışveriş merkezinde ya hazır yiyeceklerden yiyecektim ya da kahvaltı yapacaktım. Gittim simit aldım yanınada küçük peynir ve salamlardan. Karnım doydu mu ? Tabikide. Aman ya bir kerelikten ne olacak demek istemedim. Bizi o bir kereler hayal kırıklığına uğrattı zaten.

Spora tik at

Küçük birşey yapmak her zaman hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir. Kendini profesyonel sporcu gibi zorlama. Sıkmadan başla. Eğer rutinden mi düştün, yavaş yavaş kalk. Günlük 10 dakika yap sporunu. Kimse senden 45 dakika ya da 1 saat performans beklemiyor. 10 dakika yap ama YAP yine de. 



Sporu 2 haftadır tamamen bıraktım. Normalde haftada 3 kez yapmayı hedeflemiştim ama. Tik yok son 2 haftadır. Hem yapmak istiyorum hem de yapamıyorum. Sanki bir güç beni engelliyor. Aslında ben kendimi engelliyorumda "bir güç" diyerek kendi suçumdan kaçmaya çalışıyorum. Yemezler gülüm, hadi spora.

Rutine bir göz at

Hedeflerini istediği gibi yapmayıp mutlu olan var mı? Şahsen şu son2 haftadır içimdeki sıkıntıyı anlatamam. Bence son 2 haftayı gözden geçirmeliyim. Aralara parazit girmiş ve beni olmak istediğim çizgiden çıkarmaya çalışıyor. Beni mutsuz ediyor. Son 2 haftama bakıyorum ve paraziti buluyorum. Hemen yanımda göz kırpıyor bana. Evet doğru bildiniz telefon. Son 2 haftadır "Youtube" rutinim çıktı. Alışkanlığa dönüşmeden veda etmem lazım. Küçük küçük, çaktırmadan 10 dakikalarımı çalıyor ve ben buna göz yumamam.



Son olarak, sizde böyle baharın gelmesiyle rutinin dışına çıkma sorunu yaşıyorsanız, rutini sadeleştirmeyi düşünün. Yapmak istemediğiniz şeyler olabilir. Uzaklaşmak, sadeleştirmek en iyisi.

Bol tikli günler.

11 Nisan 2017 Salı

2. El Ürün Satışı

Merhabalar !!

Hepimiz bir amaç için topladık değil mi ? Hayatımızı, çevremizi sadeleştirmek. Bu süreçte kullanmadıklarımızı kutularda, yatağın altında, dolabın bir köşesinde saklamaya gerek yok. Ürüne fazla para verip bir iki kere giymiş olabilirsin. Dolapta eskimesinin kime faydası var. 6 aydan fazla uzun süredir giymediğin şeyi daha da giymezsin sonuçta.

Reklam amaçlı bir yazı değil. Tamamen kendi deneyimlerimi paylaştığım bir yazı.

Bu durum, minimalizme başladığımda kafamı çok karıştırmıştı. 

"Tamam almıyorumda bu elimdekiler ne yapacağım ?" demiştim. Yabancı filmlerde olur ya insanlar kullanmadıkları eşyalarını evin önüne açarlar ve satmaya çalışırlar. Oldum olası çok sevmişimdir bu fikri. (Bulunduğum şehrin belediyesine fikir olarak sunmuşluğum bile var :D )



Baktım böyle garaj satışı olmayacak kendi imkanlarımla satayım dedim. Bu süreçte 4 tane site kullandım. Şimdi sadece 1 tanesini kullanıyorum. Özellikle biri var ki başımı yaktı aman ha kullanmam daha.

1. Sahibinden.com

Sadece arabalar satılmıyormuş. Sahibinden denilince aklıma hep ev, araba, evcil hayvan sahiplendirme geliyordu. Yanıldığım bir nokta bütün ikinci el ürünlerinizi çekip satabiliyorsunuz. Sahibinden sitesinde kitaplarımı satmıştım. Resimlerini yükledim, fiyat belirleyip telefon numaramı yazdım gerisi geliyor zaten. Alacak kişi site üzerinden mesaj attı ve yırtık falan var mı diye. 

Sonrada güvenli e- ticaret sistemi üzerinden satış gerçekleşti. Kişi satın aldığı an para bana gelmedi, ürün eline ulaşıp onayladığında sitenin havuzuna yüklediği para benim hesabıma geldi. Kesinlikle güvenilir bir sistem, uygulamanızı tavsiye ederim. 


Giysilerimi satamadım bu uygulamada kimse bakmadı galiba, o yüzden başka uygulamalar arayışına geçtim.

2. Letgo

Benden uzak olsun !!! Gerçi güncelleme yapıldı mı bilmiyorum ama ben kullandığımda çok kötüydü. Satış güvenli değildi. Para havuza yüklenip, onaylama gibi durum yoktu. Sahibindenin ilk versiyonu gibi yani. Alıcı kişi ile görüşüp satış gerçekleşiyordu. Neyse ben giysilerimi yükledim. Güzelce açıklamasını yazmışım. İnsanlar saçma salak mesajlar atmaya başladı neyse sakin dedim, sonra bir kişi satışta bulunan montu almak istediğini söyledi, saati ve görüşeceğimiz yeri ayarladık. Alıcı kişi gelmedi yarım saat onu beklemekle geçti, mesaj atıyorum cevapta yok. Sinirlenmemek elde değil. Hesabımı bir daha kullanmamak üzere sildim. Uygulamda güvenlikte yok yani adamın biri ayağını satışa sunmuştu. Neyse kısacası daha güzel uygulamalar var kullanmayın bence.



3. Modacruz

3 tane ayakkabı sattım bu uygulama ile. 3 satışımdan da memnunum. Havuz sistemi var yine. Fotoğrafları ve fiyatı belirleyip satışa koydum, alıcı kişi satın alıyor parası havuza yüklenmiş oluyor ürün eline geldiğinde onaylayıp para benim hesaba yükleniyor. Güvenilir uygulama yani.



4. Gardrops

70 tane ürün sattığım uygulama. Aralarında en sevdiğim. 

Tabikide havuz sistemi var. Ürünler yüklenmeden önce editörden geçiyor. Herkes kafasına göre yükleyemiyor yani. Mesajlaşma sistemi yok, yorumlarla anlaşıyorsunuz ve kesinlikle en iyisi. Modacruz'a göre daha orta bütçeli markaların (koton, h&m gibi) satışı daha kolay oluyor. IBAN numarasını yazıyorsunuz ve kazandığınız parayı karttan çekebiliyorsunuz, hemen yüklemesini yapıyorlar. 

Karşı taraf ürünü beğenmezse kargo ücreti ondan karşılanmak suretiyle ürünü gönderebilir veya kendisi satışa sunabilir. Sadece 1 kişi ile yaşamıştım bu durumu, pantolon satmıştım, karşı tarafa olmadı. Sonra satın alan kişi kendi Gardrops' unda satışa sundu ürünü. Yorumlarla rahatça anlaşmıştık.

Alıcı kişiler size puan veriyor. Bu sayede satın alacağınız kişinin diğer satışlarına , puanına bakarak güvenilir mi değil mi anlayabilirsiniz. 

PTT ile bütün gönderiler ücretsiz.

10 tl ve altı ürünlerden 2 tl satış kesintisi yapılmaktadır. Yani siz 10 liraya sattıysanız elinize 8 lira geliyor. 10 tl ve üzeri alışverişte %20 kesinti, 50 tl ve üzeri alışverişte %10 kesintili para alıyorsunuz.

Kargolar bedava ve güvenilir olduğu için kesintiyi gözüm görmedi açıkçası. 




Ayrıca bir sorun yaşadıysanız hemen yardım ediyorlar. PTT kargonun bedava olduğu ilk zamanlarda gönderim yapacağım. Gardrops size bir numara veriyor onu PTT'de çalışan kişiye söylüyorsunuz sisteme giriyor ve oradan onaylıyor. (PTT'nin alıcı/satıcı adres kağıdını kullanmıyoruz ) Neyse işte çalışan kişinin de haberi yokmuş böyle bedava sistemden. Ne olduysa ürün Gardrops'un adresine gitti İstanbul'a yani. Takip numarasını girdim o zaman gördüm gittiğini. Hemen mail attım Gardrops'a ürün size geliyor ne yapacağım diye. Yardım ettiler neyseki, ürünü aldılar alıcıya kendileri gönderdi. 

70 satıştan sadece 2 sorun yaşadım. Biri sattığım eşyanın karşı tarafı uymaması, diğeri PTT ile kaynaklı. Kısacası şu an kullandığım tek uygulama. Halen satışta ürünlerim var. 

Eğer benim bir şeye ihtiyacım olursa ilk mağazalara bakmak yerine Gardops'a bakacağım. Çevremizde sürekli olan aşırı alışveriş çılgınlığına kendi çapımda olsada engel olmak istiyorum.

Satın aldığım ürünleri, üreten kişilerin (özellikle çocuk işçilerin) inanılmaz düşük fiyatlara saatlerce çalıştırılmasını düşündükçe alışveriş yapmaktan utanıyorum açıkçası. Çok acı ki dünya bu haksızlık üzerinde dönüyor. O yüzden elimden gelenin en iyisini yapmayı kendime sorumluluk olarak bilirim. Sürekli alışveriş, sürekli bir tüketim yaşamak kesinlikle sorumluluğum dışında. Kendim tek başıma dünyanın bu düzenin değiştiremem ama içim rahat hayatımı sürdürürüm en azından. 

Bu uygulamalardan başka kullandığınız varsa benimle paylaşmayı unutmayın.

Sevgiler.






1 Nisan 2017 Cumartesi

Cumartesi Önerisi

İyi akşamlar herkese.

Bugün adı gibi çok acımasız bir belgesel izledim.



Belgeselin;

Adı: An Inconvenient Truth

Süresi: 158 dk

Yönetmen: Davis Guggenheim

IMDb Puanı: 7,5/10

Birçok gerçeği kanıtlanmış belgelerle ortaya koyan bir belgesel.

Küresel ısınmadan, karbon salınımın ve sera etkisinin bu kadar atması dünyanın gidişatının çokta iyi gitmediğini açıkça göstermektedir. 

Buzulların erimesi ve orada yaşayan canlıların etkilenmesi de işin ayrı bir boyutu.

Dünyanın bu denli değişmesinin, kötüye gitmesinin büyük bir nedeni petrol şirketlerinin, büyük fabrikaların oluşturduğu kirlilik. En acısıda bu acımasız durumun bizim ve gelecek nesillerin çekmesi olacak.

Sevgiler. 




29 Mart 2017 Çarşamba

Yavaş Yaşam Değerlendirmesi

Merhabalar !

Bir önceki yazımda yavaş yaşam değerlendirmesi yapacağımdan bahsetmiştim. Daha somut bilgiler paylaşmak istediğim için bütün bir hafta kronometre ile dolaştım, değiştirmek istediklerimi not aldım. 




Kronometrenin aşırı faydasını gördüm. Normalde ders çalışırken zaten bir zamanlayıcı kullanıyorum ama mesela uzun aralarda veya boş zamanlarda erteleme olayına dur diyor resmen. Teşvik edici bir yanı var yani. 

Notlarımdan örnek verecek olursam; çok fazla yabancı dizi izlerim. Çok severim ve İngilizcemi ciddi şekilde etkilediğinin farkına vardım geçen dönem YDS'de. Friends izliyim dedim rastgele bir bölüm açıyorum izledim, günlük süremi doldurdum yani. İçimden bir ses dürtüklüyor "hadi 1 bölüm daha, ne olacak 20 dakika zaten biter hemen sonra başlarsın yapacaklarına" diğer yandan kronometre akıp gidiyor. İşte orada tamam yeter yani abartma yapacaklarına dön takvimde tik atman gereken görevler var diyor ve beni teşvik ediyor. Diyeceğim erteleme sorununuz varsa kronometre kullanmak fayda sağlayacaktır.




Diğer bir önemli nokta mükemmeliyetçilik, herşeye yetişmeye çalışıp kendini unutma. Aslında bu bölüm daha çok yavaş yaşama giriyor. Yine gözlemlediklerimden anlatacağım. Bu sıralar zaten inanılmaz bir yorgunluk yaşıyorum, kongreye yetişmesi gereken 2 çalışmam yarıda duruyor, birçok sununun teslim tarihi yaklaşmış, çevremdeki kişilere vakit ayırmam lazım derken işte orada bir dur.

Ciddi ciddi durdum yani masanın başında hiç hareket etmiyorum. Gözüm bir yandan takvimde ne zamana yetişecek, hangi işi yapsam hepsi acil sonuçta. Ve o an çektim kapıyı kendimi dışarı attım. Bazen çekip çıkmak gerekiyor.




Temiz hava almak, düşünmemek gerekiyor. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum, kronometreyi evde unutmuşum :D

İşte yavaş yaşam bu. Herşeyden önce kendini düşünmek. Kendi fiziksel ve mental sağlığını düşünmek en önemli olan. Yapacakların için, hayatta olduğun, sağlıklı olduğun için defalarca şükretmek.

"Fazlalıklardan, seni üzen şeylerden uzaklaş, nefes al ve odaklan."

Yavaş yaşamın önemini işte o zaman fark ettim.

Çoğu önemli şeyi erteleyip, zaman kaybı yaşatan durumlarda vakit geçirmek, önemli işleri son anda bir aceleyle yetiştirmeye çalışmak sanırım asla istemeyeceğim birşey. Aslında herşey bizim elimizde. Ne yapacağımıza karar vermek ve gerçekleştirmek lazım. 

Hayatın her anını anlamlı yaşamak gerek.

Kendinize çok iyi bakın.

Sevgiler :)


26 Mart 2017 Pazar

Cumartesi Önerisi

Merhabalar

Sıfır atık ile ilgili belgesellerim bekliyordu kenarda, şimdi onlara başladım. Sıfır atıkla çok az belgesel var maalesef.


 Dün izlediğim aslında birkaç belgeselden oluşuyor. Genellikle okul ödevi olarak verilen, izlenmesi kolay ve eğlenceli bir belgesel dizisi. 


Story Of Stuff olanını izledim sadece. Ayrıca;


The Story of Cap & Trade

The Story of Cosmetics
The Story of Bottled Water  gibi kısa belgeselleride bulunmaktadır.




Belgeselin;

Adı: No The Story Of Stuff

Süresi: 21 dk

Yönetmen: Louis Fox

IMDb Puanı: 6,6/10

Adından da anlaşıldığı gibi kullandığımız eşyaların geçirdiği aşamaları, maliyetlerini, doğaya karşı zararlarını anlatmaktadır. Eşya kullanımda ise dünyada tamamen bir eşitsizlik hakim. Belgeselde bahsedilen eşyaların daha fazla yapılmasını destekleyen ülkeler ve bu eşyaları zor şartlar altında üretip kullanamayanların eşitsizliği çok fazla.

Alıyoruz evet ama işin bir de atık boyutu var. 

Aslında o kadar çok zarar oluşuyor ki ama bazen görmek istemiyorsun bunları.

Tüketim olayına çok fala maruz kalıyoruz. Burada iş bizlere düşüyor.

Sevgiler :)



23 Mart 2017 Perşembe

Yavaş Yaşam

Geçen hafta birkaç hedef koymuştum kendime yavaş yaşam hakkında.

Aslında yavaş yaşamı en son yapacak kişilerden biriydim. Yavaş yaşam dediğimi de yanış anlamayın . Keyifli bir yaşam yani. Herhangi bir şeyi satın almak için fazladan çalışma ya da arkadaşlarla buluşup  "şunu yapalım, şuraya gidelim" gibi cümlelere "hadi kırmıyım", "hayır cevabı vermiyim bari" diye cevap verme olayı benim anlatmak istediğim. 



Önceden mesela hem okulu dört dörtlük yürüteyim, hem de sosyal hayatı hiç kaçırmayayım.
Arkadaşlarıma olumsuz yanıt vermeyip "tamam, olur" gibi istemeyerekten kelimeler kullanayım.

Peki ya sonuç? 

Yorgunluk,hayata karşı bir bıkkınlık.
Çabuk sinirlenme.
Küçük detayları fark edemeyip, mutluluğu kaçırma.

Olay yine dönüp dolaşıp sadeleşmeye gelmiyor mu?

Yavaş yaşamayı hiçbir zaman ağır ağır hareket etme, kolaya kaçma gibi görmeyin. Stresten, kaygıdan, sevinç dolu bir yaşam olarak görün.



Test ettim, onayladım. Her iki yaşam biçimini tattım. Ve mükemmeliyetçiliği bir kenara bıraktım.
Hayatta her zaman herşeye yetişilemediğini, herşeyin dört dörtlük olması gerekmediğini kavradım nihayet. Böyle devam etseydim işin sonunda tükenmişliğe uğruyacağımı biliyordum.

Yukarda bahsettim ya işler hep sadeleşmeye geliyor diye hah işte kilit nokta bu.

İlk olarak zamanlayıcı tutun. Telefonunuzdaki kronometre veya sayaç olabilir.

Bir günde neye ne kadar zaman harcıyorsunuz onu belirleyin. Sonra fazlalıkları fark edeceksiniz. Onları yavaş yavaş sadeleştirin. Öyle hızlı ve motomot olmasın. Ani değişiklikler fazla güzel değildir. Uygulanması zor ve çabuk pes ettirirler.

Bu aşamada kalem kağıt kullanmak işe yarayabilir. Görmek daha motive eder. Bunu bir hafta uygulamaya çalışın, değerlendirmeyi bir sonraki yazıda yapalım.



Bir hafta sonra bende kronometremi tutup not alarak yaptığım değerlendirmeyi sizlerler paylaşacağım.

Sizin yavaş yaşam hakkında görüşleriniz, yaptığınız uygulamalar veya değiştirdiğiniz alışkanlıklar varsa benimle paylaşmayı unutmayın.

Sevgiler.
Mutlu günler :)






19 Mart 2017 Pazar

Cumartesi Önerisi

İyi pazarlar.

Bugün için herhangi bir planınız yoksa evde oturup birşeyler izlemek istiyorsanız bence bu belgeseli kaçırmayın !


Belgeselin;

Adı: No Impact Man

Süresi: 93 dk

Yönetmen: Laura Gabbert ve Justin Schein

IMDb Puanı: 6,7/10

Çok tatlı bir ailenin küresel ısınmaya karşı açtıkları savaş diye özetleyebilirim belgeseli. Sıfır atık konusunu, satın almamayı 1 yıllığına uygulamaya karar veriyorlar.

Örneğin çocukları için bebek bezi almak yerine yıkanabilir organik bezleri kullanıyorlar.

Sebze ve meyvelerini kendileri yetiştiriyor. 

Yani hepimizin yapmaya çalıştığı küçük değişiklikleri bu aile 1 yıl boyunca yapıyor ve 1 yılın sonunda yeni alışkanlıklar kazanmış oluyorlar.

Belgeselde kafama takılan tek yer elektriğin kullanılmaması oldu. Isınma ve benzeri şeyleri ilkel yollarla yapmaya çalışıyorlar ama ben o kadar derine inemiyorum. Sonuçta elektrik için güneş enerjisi kullanma gibi alternatif alanlar var. Ya da elektrik kullanımını "en az" seviyeye düşürmek bana daha makul geliyor.

Sıfır atık konusundaki görüşlerini ve ulaşım araçlarının kullanımı hakkındaki bölümleri çok beğendim. Plastik ürünlerden kurtulduğu sahnede kendimi gördüm hatta.

 İlham sağlıyacağından eminim ve izlemenizi tavsiye ederim :)

Sade günler dilerim :)